Yağmur Hakikattir

Gün güzel başlar, masmavi bir gökyüzü, sıcak bir yaz günü.

 

Tüm doğa uyanmış, çiçeğinden, böceğinden Rabb’in görünen görünmeyen tüm dostları hamd ile işe koyulmuşlardır. Bizlerde başlarız yeni güne, umutlarımız, hayallerimiz devam eder ve etmeli de zaten. Umut insanı hayata bağlayan en güçlü bağlardan biridir. Bir söz var, sosyal ağlarda çok dolaşır, paylaşılır. "Hayat sen plan yaparken başına gelenlerdir." Kısmen doğru, kısmen değil. Hayat Rabb’in külli iradesi ile kulun cüzi iradesinin eşsiz birlikteliğidir. Sen umutların için yola çıktığında yolculukta her şeyin olabileceğini bilirsin. Eğer senin için yolculuk değil, sadece varılacak yer önemliyse yolda karşılaştığın küçücük sorunlar dahi aşılmaz olur.  Dünyevi olan her ey gecici kalıcı olan ise ruhsal değerler, o değerleri ne kadar gönülle hayata geçirebildiğimiz önemli. Dünya değerleri sizin amacınız olduysa beden ile tekamül eder ve ancak onun sınırları kadar yaşarsınız ruh ile tekamül ediyorsak sonsuzluk içinde oluruz, sınırlar , korkular olmadan.

Geçici olduğunu bilmek kolay kılar kolay aşmamızı sağlar yolculukları.

Gün bazen başladığı gibi gitmez. Yolculuklarda planlandığ gibi olmayabilir.Bazen, hava kararır, bulutlar çıkar ve yağmur yağmaya başlar. Çoğu kişi yağmurdan kaçmaya çalışır, korunmaya saklanmaya. Güneşi şans, aniden gelen yağmuru şansızlık olarak görür. Yağmurun onu ıslatmasına izin vermez. Kızar, köpürür, üstünü başını ve saçını bozmuştur yağmur. Kendisiyle ilgili o kadar sahte bir benlik yaratmıştır ki, onu korumaya adamıştır kendini. Tüm yaşam enerjisi kaçar yağmurla.

 

Oysa yağmurda hakikat, yağmurda rahmet saklıdır. Arındırır seni, fark ettirir.

Hayatında ne eksik ne fazla, gösterir sana. Senin bırakamadıklarını bıraktırır kolayca. Yağmurda ıslanırsak hakikat ve rahmet sarar bizi.

Dur yağmurun altında, o da doğanın bir hareketi. O da oluşun uyumu,

olduranın niyeti.

Yağmur, hayatı net bir şekilde gördüğümüz o camları kapatabilir.

Belki de o net sandığımız şeyler beynimizin alışkanlıkları, yaratımları olabilir.

 

Yağmur kapatınca göremeyiz ya ardında olanı işte ben buna ayna diyorum.

Camın arkasının kapatılmasına sır denir. Kapatıldığı anda cam artık ayna olmuştur. Ve ayna ışığını dışarıya, sana yansıtır.

Anlarsın ki aslında sır sensin, anlarsın ki aslında kendine yeniden bakma, keşfetme zamanındasın.

Anlarsın ki aslında içe dönüştesin.

 

Ve ayna sana fısıldar "yavaşla, yavaşla..."

Yağmur hakikattir ve güzel olan güneş yine doğacaktır. Bu doğuş kirin, tozun üzerine değil asıl olan hakikate doğacaktır.

 

 

27 Haziran öğleden sonra ben de yağmura yakalandım. Hayat sahnemde değişen, değişmesi gereken şeyler vardı. Kendime dedim ki, perdenin arkasında ne olduğunu bilmiyorum ama her şeyi bilen Rabb’ine güven. O asla abes iş yapmaz.

 

O anlarda hayatım bir film şeridi gibi geçmedi gözlerimin önünden, belki de geçmişte yaşamayı sevmediğim için pek çok insanın deneyimlediği o durumu ben yaşamadım. Aklımda evlatlarım vardı ve onların iyi olduğunu öğrendikten sonra şehadet getirdim. Sağ omuzumda hissettiğim yoğun acı ve ağrıya rağmen içsel olarak kendimi huzurlu hissediyordum. Başucumda duran, elindeki pet şişe ile zaman zaman yüzüme su döken kadının "iyilikleriniz, dualarınız çokmuş" dediğini duyuyordum. Bana bedenimle ilgili sorular soruyordu, ambulans gelene kadar da yanımdan ayrılmadı. Adını bilmiyorum, o da benimkini bilmiyor ama her daim dualarımda artık. Allah razı olsun.

 

Ambulans ile Foça devlet hastanesine geldim, gereken tüm kontroller yapıldı. Nöbetçi doktor Robin Willams’a benziyordu. İçimden bu adamın burada ne işi var dedim. İkimizden biri yanlış yerde olmalıydık. Oldukça eski olan bu hastane adeta bir filim setini andırıyordu. Ya ben bir sete düştüm ya da bu doktor yanlış yerdeydi. Bir ara oğlumla konuştuk o da benzerliği fark etmişti. Bu arada ağrımı sormayın, tavan yapmış durumda.

 

Çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum, kaza nasıl oldu nasıl gelişti gibi. Olandan çok olana çözüm bulmanın, öğrenilmesi gereken ne ise ona odaklanıp yeni bir yol haritası çıkarmak gerektiğini düşünürüm. O an için de tek isteğim bedenime ne olduğu ve ne yapmak gerektiğini öğrenmekti.

 

Bu süreç içerisinde bir kez dahi ‘neden ben?’ demedim. Oldum olası yanlış gelmiştir bu soru bana. Neden ben demek, ya Rabb’ine ait hissetmemek kendini, ya kibir duygusu ya da ayrımcılık istemek gibi gelir bana. Olan ya mutlak kaderimdir ya da bir şekilde olmuştur.

 

İstanbul’a geldiğimizde ameliyat olmam gerektiği söylendi. Sağ omuzumda ciddi kırıklar vardı. Kaza ve ameliyat arasında yaklaşık bir hafta geçti. Çekilen ilk röntgenlerde kırık tam olarak kendini göstermemişti. Dediğim gibi Foça devlet hastanesi ekip olarak oldukça iyi ama ekipman olarak zayıftı. Daha sonra sürece dışarıdan baktığımda olması gerekenin olduğunu gördüm.

 

Ameliyata girmeden önce "ya vuslata ya hayata açacağım gözlerimi kabulüm" dedim.

Evlatlarımı birbirlerine değil, Allah’a emanet ettim. Herkesin kendine ait bir tekâmül yolu var. Verilmiş bir sözü tutmak uğruna kendilerini gerçekleştirmelerinden geri adım atmalarını istemedim.

Ameliyat sırasında, tuhaf bir duygu ama sanki bilincim yerindeydi ya da izliyordum. Uyandığımda kendimi huzurlu hissediyordum. Doktor arkadaşıma bu doğal mı, huzur duygusu ve bu süre içerisinde sadece beyazlık vardı ve ben onun içindeydim dedim.

O huzuru size anlatamam. Işığın merkezinde olmak. Müthiş bir duygu.

Ameliyat sonrası ağrım çok fazlaydı. Sürekli doktor ve hemşirelerden özür dilemişim. Oğlum ve hemşireler, biz sizin gibi hasta görmedik, sürekli özür dilediniz, dedi.

Sanırım ellerinden geleni yapan bu ekibin ağrılarımdan ötürü kendilerini suçlu hissetmelerini istemedim.

Birkaç gün sonra taburcu oldum, doktorum çok yoğun ağrılar yaşayacağımı istersem hastanede kalmaya devam edebileceğimi söyledi.

Eğer bu ağrı yaşanacaksa yaşayacağım, evime gidip hayatıma devam etmeliyim dedim. Öyle ya da böyle. Doktordan süreci öğrendikten sonra ben kendi sürecimi yarattım. Bilinçaltımda bu yeni durumu oluşturdum ve elbette her zamanki gibi salavatımı da çekmeye, Rabb’imle her daim sohbet etmeye devam ederek.

 

Taburcu olalı bir haftayı geçti, hiç ağrım olmadı. Elbette kolumun atelde olmasından kaynaklı ağırlık var ve bu ağırlık beni geceleri birkaç kez uyandırsa da doktorumun söylediği trajik ağrıları yaşamadım. Çok şükür.

Her zaman yaşanılan bir deneyimi kabul etmenin, olumsuz olan o durumun şifalanmasında çok önemli olduğunu düşünürüm. Kabule geçmek Allah’tan razı olmaktır. Aslında yaşamın mutluluk formülü çok basit, teslimiyet.

 

Çoğu kişi bana neden hemen bu durumu paylaşmadığımı ya da haber vermediğimi sordu. Başlarda birkaç kişi haberi alınca ve olayı şansızlık, kadersizlik, ahhlara vahlara sarınca baktım bana daral gelecek kendimi toparlayana kadar ruhsal olarak manevi gücüme kavuşana kadar özellikle bilinçaltı düzlemde paylaşmamaya karar verdim. Benim hayata bakış açım bu değil. Olanı kabul etmek, değerlendirmek, öğretisini anlamak, beni büyütmesine izin vermek ve sevgi ile hayata devam etmek benim hayat felsefem. Baktım ki ben beni arayanları teselli edeceğim, iyisi mi bekle Işık dedim.

 

Olumsuz bir durum yaşandığında, bu bilindiğinde bilen kişilerden sizi sevseler bile gelen enerji üzüntü ve kaygı olur. Dolayısıyla hayat alanımız bu enerjiden etkilenir. Ayrıca bu deneyim bana gösterdi ki çoğu kişi duygularınız, manevi ihtiyaçlarınızdan daha çok olayın içeriği durumun ne kadar ölümcül olup olmadığı ile ilgileniyor. Sanırım bu bilgi arkadaş sohbetlerinde konuşulacak bir konu oluyor ve "aman halimize bin şükür" duasını yapmalarını sağlıyor.

 

Bu yazıyı size kazadan 17 gün sonra yazıyorum. 17 gün önce yolculuğumda yağmura yakalandım. Ve hakikate uyandım.

Sorularınız

İLETİŞİM

Telefon: 216 533 50 13
E-posta: bilgi@isikelci.com
Whatsapp: 0536 733 26 91
Form: İletişim formu

KATILIMCI YORUMLARI

Işık Elçi Akademi © 2004 - 2020, Hasat Sk. No: 52 Şişli, 216 533 50 13